Ara
10
2010

İçerde Olmayan Adam | Ahmet Örs (Öykü)

Çoktan doğan güneşe aldırış etmeden gözlerini yumarak kaçıp giden uykusunu en azından birazcık daha sürdürmek istedi. Geç saatlere kadar televizyon ve bilgisayar ekranının yorduğu kafasını toparlayabileceğini sanmıyordu. Ev halkının mutfaktan gelen seslerine dikkat kesilmek istedi ama beynindeki uğultu sesleri seçmesine mani olacak derecedeydi. Uyku halinin devam etmesi mümkün görünmüyordu. Halihazırda kalkmaktan başka yapacak bir şey yoktu anlaşılan. Ağır hareketlerle yataktan doğrulurken ağrıyan başını iki eliyle tutarak kendine gelmeye çalıştı. Sıcak suyun altına atabilirse kendini rahatlayacağını düşündü.

Kahvaltı ve banyo biraz zaman alsa da uyandığında rahatsızlık veren ağrılar oldukça azalmış, az da olsa bir canlılık vücudunu kaplamıştı. Sigarasını keyifle çekerken anlamsız kareler zihninde birbirine temas etmeden dolaşıyor, herhangi bir programı olmayan bir güne başlayacak olmaktan ister istemez bir tedirginlik duyuyordu. Evde kalmakla, dışarıda nasibe eksen kılarak gününü, belirsiz dolaşmalar arasında bir tercih duruyordu önünde ama her ikisinden birini yapmak ona diğerinden daha cazip gelmiyordu. Belki aynı durumda olan bir başkası ancak bir tercih yapmasına yardımcı olabilirdi.
Birkaç saatlik dolaşma biraz yorgunluk oluştursa da değişik mekânlar ve farklı insanlar görmek sahte bir rahatlık vermişti. Çoktandır gayret edip yeni kelimeler, yeni coşkular üretemeseler de yedikleri yemekler, içtikleri çaylar eşliğinde tedennî eden arzularını tatmin edecek lafların yanında eskiden kalma üç beş cümleyle birbirleriyle hasbihâl etmişler, günü ve inandıklarını en azından görüntüde de olsa kurtarmaya çalışmışlar, olumsuz bir renk vermemeye çalışarak maskelerini başarıyla takınmışlardı. Muhabbetlerin arasında kaçınılmaz olarak yer yer oluşturulmaya çalışılan hava neredeyse onu da arkadaşlarıyla beraber boğacak, ağırlığını ihmal etseler de sorumluluğunun bedelinden azade olamayacaklarını bildikleri söylemleri samimiyet derecelerini yüzlerine vuracaktı. Belki de hemen hemen aynı dar vakitte aynı trajediyi yaşayan dostlara tutunmaktı sabahtan beri yapmaya çalıştığı. Kendinden pek de farklı durumda olmayan dostlarının yüzlerindeki belirsiz ifadeler sessiz çığlığına verilebilecek bir cevabı hepten imkânsız kılıyordu.
Anlamsız yürüyüş ve konuşmalardan sonra yavaş yavaş kararmaya yüz tutan havanın bazen bir zindana dönüştüğünü düşündüğü evine yönlendiren dayatmasıyla isteksiz adımlarla seyahatini tamamlamaya niyetlendi. Hiçbir niyetinin sahih olmadığını hissetti. Ağır ağır yönünü bulmaya çalışan, bandırası belirsiz bir yük gemisi gibiydi. Hangi sahile, hangi limana çıkacağını kestirememiş olduğu bir kararsızlığı yaşıyordu. İçinde yaşattıklarıyla, bir şekilde yapmış ya da yapmamış olduğu şeyler yolunu bulamama acısını daha da yoğunlaştırıyordu.
Yorgun ve yılgın adımlarla evinin yolunu tutarken bir öncekinden farklı olmayan bir günü yok etmenin anlamsızlığı altında eziliyor, bir önceki akşamı tekrar edecek olmanın kaçınılmazlığı karşısında yüreği daralıyordu. Ne zamandır yitip giden kararlılığını kuşanmasına yardımcı olabilecek teklifleri kaldıracak yürekliliği gösterebileceğinden emin olamıyordu.

(Tasfiye Dergisi – 7)

Leave a comment