Ağu
23
2011

2023 yolunda rotayı 1993’e kırdık | Koray Çalışkan

Birilerinde bir büyük Türkiye düşü. Kendimizi kaybetmiş gidiyoruz. Kazanılmayan zaferlerden sarhoş, savrulup duruyoruz. Dünyanın en zenginlerinden biri olacakmışız, bütün dünyaya el uzatacakmışız, dev olacakmışız, lider, öncü, örnek…

Ancak pembe gözlüklerimizi çıkarınca bambaşka bir Türkiye çıkıyor karşımıza. Ortadoğu’ya demokrasi dersi veren, Osmanlı İmparatorluğu’na öykünürken dev aynalarına göz süzen, modelliğe soyunurken demokrasi anoreksiyasına savrulmuş, kendi söküklerini dikemeyen acemi terzi bir toplum…

Suriye’ye demokrasi dersi veriyoruz. Tamam, söylenenler de öyle yanlış şeyler değil. Kaddafi ve Saddam örneğinden sonra Esad bir parça kendine gelebilir. Peki, bize ne denecek? Taş atan çocukları gaz bombalarıyla öldüren polisimize, “O çocuklar ne arıyor eylemde” diyen Başbakan’a, “Oraya çocuğunu gönderen sonucuna katlanır” diyen emniyet amirlerine…  Bir bakın, İsrail’de her Siyonist aynı argümanlarla yüklenmiyor mu Filistinlilere?

Kötü örnek Türkiye
İsrail’e ne diyeceğiz? Sömürgeci Siyonist İsrail bile Arapça anadilde eğitime karşı çıkmazken, biz Kürtçe eğitime, savunmaya izin vermezken, ‘dile de dile’ diye tutturduğumuz özür ciddiye alınır mı?

Suriye’ye ne diyeceğiz? Yalnızca kültürel ve siyasi tanınma isteyen vatandaşlarımızın vekilleri Meclis’e giremezken, şiddet karşı şiddeti doğururken, “Cumhuriyet Halk Partisi benim dediğime geldi, Barış ve Demokrasi Partisi de söylediğimizi yapacak” dedikten sonra “Anayasayı beraber yapacağız, onlara danışacağız” diyebiliyorken ve hem bağcıyı dövüp hem üzümüne göz dikerken Suriye’ye hangi demokratikleşme için örnek olacağız?

Terör neden patladı?
Herkes soruyor. Bir dış güç mü var PKK’nın arkasında? Diyalog devam ederken nereden çıktı bu şiddet? Neden saldırıyorlar?
Böyle zamanlarda düşman hep çılgın ilan edilir. Akli dengesini yitirmiştir, zaten kendinde değildir, o zaman katli vaciptir.
İşin aslı öyle değil. Kürt hareketi çok uzun süredir umutluydu.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin açılım sözleri önceleri dikkate alındı. Görece sessiz bir iki yıl geçti. Sonra fark edildi ki İsrail’de olduğu gibi, barış lafının kendisi taarruz taktiği olarak kullanılıyor. İsrail ne zaman barış dese daha fazla sömürge alanı zapt ediyor. Türkiye’de barış barış dendiğinde daha çok operasyon yapılıyor, daha çok dava açılıyor, daha fazla müdahale oluyor.

Kürt siyaseti tutuklandı
Barış ve Demokrasi Partisi’nde içeri girmeyen siyasetçi yok. KCK davalarına bir bakın, Kandil neden yanıyor anlarsınız. Aylardır süren bu davalar Kürt siyasi hareketinin elini kolunu bağlıyor. Onlarca belediye başkanı, milletvekili, il, ilçe ve belde teşkilatı yöneticisi, belediye bürokratı içerde.
Açılımın Kürt tarafından idarecisi olacak Kürt siyasi toplumu tamamen sıkıştırılmışken meydan kime kalır, bir düşünelim.
Kürt hareketi de dünyadaki diğer benzerleri gibi siyasi bir yelpazeye dayanır. Şiddeti savunanlarla onu reddedenler aynı yerde durur. Operasyonlarla şiddeti alternatif olarak görmeyenlerin elini bağlarsak, sonuca şaşırmamamız gerekir.

Atılan her kurşun bumerang
Daha da acısı, bu yaşadıklarımızı ilk kez yaşamıyoruz. Daha kaç can kaybedeceğiz? Ne zaman yeter diyeceğiz? 2023 yolunda rotayı 1993’e kırarken ileri demokrasi yerine geri Türkiye’yi daha ne kadar tercih edeceğiz? Askeri çözüm, semptoma neşterle dalmaktır. PKK şiddeti, rahatsızlığın nedeni değil sonucu. Tedavi belli, yapılacaklar açık. Biz acemi berberler gibi apseli dişi çekmeye kalkışıyoruz. Olmuyor. Anlayalım artık. Attığımız kurşun bumerang. Gelip Türk’ü, Kürt’ü, yine bizi buluyor.

23/08/2011 – Radikal

Leave a comment