Ağu
20
2011

Korkmayın abiler, buradayız hâlâ!

Korkmayın abiler, İslamcıyız çok şükür. Her gün yalnız Rabbimiz’e “Bizi dosdoğru yola ilet” diye dua ediyor, ayaklarımızın istikamet üzerine kalması için çabalıyoruz. Ne sağa saptık ne de sola… Ama sizin bu korkularınızdan tedirginlik duymuyor da değiliz…

Başörtüsü diyoruz, tek sorununuz bu mu diyorsunuz. Kapitalizm de var diyoruz, emek, alınteri filan; başımıza solcu mu kesildiniz diye sızlanıyorsunuz. İyi ama burnumuzun dibinde mazlum bir halk duruyor bu konuda ne yapacağız şimdi diye soruyoruz, o zaman da Kürtçülük yapmış oluyoruz. Yani siz de…

Basit bir şekilde izah edelim. 28 Şubat’ta yenildik ama alarm zilleri daha önce çalıyordu. Uyarmadınız. Olan oldu artık. Sonra karşı bir dalgayla AK Parti geldi. İslami muhalefet bayrağını ortalıklarda fazla dalgalandırmanın yıpratma ihtimali konuşulmaya başlandı. Mahallenin adamlarıydı, biraz sabretmeliydik, işte bize duble özgürlük yolları açıyordu, fırsatı iyi değerlendirmek lazımdı.

İyi de böyle bir yaklaşım, muhalif damarın devlet gövdesi içinde dolanıp dururken kördüğüm olmasına sebep olmadı mı? Doğru damara taşınamayan potansiyelin çoğu boşa akıp gitmedi mi? Kaç yıldır asıl ifsad kaynağının mevcut iktidar örgütlenmesi ve bunun yarattığı rantı paylaşmanın kavgasını veren yeni düzen taliplilerin siyasal önderliğine teslimiyet olduğunu neden yüksek sesle bağırıp çağırmadınız? Derdimiz adalet değil miydi? Niye güç elimize geçti zannına kapılıp derdinizi ikinci plana atarak birçok adaletsizliği görmezden gelmeye başladınız?

Mesela kaç yıldır düşe kalka da olsa tersten esen rüzgâra karşı verilen başörtüsü mücadelesine kayıtsız kalmak neyin nesiydi, hiç hesabını vermediniz. Şimdi YÖK eliyle ihsan edilmiş gibi sunulan fiili bir serbestliği hiç dahlimiz olmadığı halde kazanım diye deftere yazıyorsunuz. YÖK’ün kaldırılma talebinden neden vazgeçtiğinizi de ayrıca izah edersiniz artık. Bahşeden Hükümet’in atacağı adımları beklemek yerine yola düşseydiniz ya… Hem yolun güzelliğini, yolda olmanın faziletini anlatanlar siz değil miydiniz?

Kapitalizm meselesi de var tabi… Her iki kişiden biri azami çalışıp asgari ücret alırken, mevcut neoliberal politikaların pazarlamacılığını yapan siyasal iktidar tüm düzeni taşeronlaştırırken, borç-kredi-faiz sarmalı milyonlarca insanı gırtlarken “bu işler neden böyle gidiyor?” diye sormayalım mı yani? Sola öykünmeymiş, sol jargonmuş vs. İyi de kapitalizm demeden bu ekonomik düzenin nasıl işlediğini anlatabildiniz mi? Sorunun teşhisini Marx yaptı diye adamın mezarının yanından ıslık çalarak geçmemizi mi istiyorsunuz? Bu konuda yaşadığımız çağın sorunlarını, çelişkilerini tarif eden işlevsel bir kuramsal-pratik birikim bıraktınız da, şimdi biz mirasyedilik mi yapıyoruz?

Kürt meselesine gelince… Ona da karşıyım, buna da karşıyım, şuna da karşıyım derken bir türlü nerde durmanız gerektiğine karar verememişsiniz zamanında. Bugün ise devletin ayak izine basıyorsunuz, farkında değilsiniz. Madem zaten geç kalmıştınız, açılım parantezine girmek için o aceleniz de neyin nesiydi? Kaç yıldır beklemişsiniz, o günlerde de biraz serin dursaydınız, geçmişten ders alıp gerçekten çözüm mü havuç mu uzatıldığının ortaya çıkmasını bekleseydiniz, böyle angajmanlara girmeseydiniz fena mı olurdu? Nereye geldik şimdi? Siz çözüm konusunda rollerin değiştiğine bizi ikna etmeye çalışıyorsunuz. Sizi kim, nasıl ikna etti?

Derdimiz de çok, söyleyeceklerimiz de… Ve derdimizi İslamcılığın içinden söylemeye devam edeceğiz. Ne kompleksimiz var ne öykünmeciliğimiz. Çıkmazları da görüyoruz, sapmaları da… Allah’a inanıyor, tevhidi mücadele geleneğinin ilk ademden bugüne kadar getirdiği çizgiye güveniyoruz, çok şükür.

Lakin gelin görün ki, her şeyden evvel, sizi ikna eden o siyasal önderlik bizi teskin etmiyor!

Kendi cemaatinde adam biriktirme tarzı hareketleri ne kadar şık da gerçekleştirseniz bize yeterli gelmiyor.

Öyle bireysel kurtuluşlar toplamından toplumsal kurtuluşa ereceğimize inanmıyoruz.

Herkese Müslüman bir siyasal muhalefetin inşasını kaçınılmaz ve ertelenemez bir sorumluluk addediyoruz.

Çabamız da gücümüz yettiğince bunadır.

Olur ki bir kez daha yeniliriz.

Dert değil, bir kez daha ayağa kalkmaya çalışırız.

Allah bize yeter.

Yine de diyoruz ki, gelin birlikte direnelim.

Yalın ayaklı çocuklar, gözü yaşlar analar uğruna…*

 

* Pardon, biz hala slogan atıyoruz; meydanlardan kalma bir alışkanlık. Bu arada hâlâ oralarda bir yerdeyiz yalnızca orada kalmamakla birlikte.

 

 

 

 

 

 

 

6 yorum+ Add Comment

  • yazıyı uzun bulanlar için özet:

    “Herkese Müslüman bir siyasal muhalefetin inşasını kaçınılmaz ve ertelenemez bir sorumluluk addediyoruz.”

  • Asıl sola öykünme, yarım yüzyıl öncesinin sol gruplarının sekter zihniyetiyle hareket etmektir. Gün Zileli’nin Yarılma kitabından bir alıntı:

    “Amerikan emperyalizmini ‘güçlendirdiğini’ düşündüğümüz Çekoslavakya’daki özgürlük hareketine karşı çıktık ve Sovyet tanklarının Prag baharını ezmesini alkışladık. Bu tavrı almamızın bir diğer önemli nedeni ise, o sırada kıyasıya bir mücadele ve çekişme içinde olduğumuz SD’cilerin ve TİP yönetiminin, Sovyet işgâline karşı çıkması ve açıkta açığa kınamasıydı. Mehmet Ali Aybar başta olmak üzere, Behice Boran da dahil tüm TİP yönetimi, Çekoslavakya’nın işgâline karşı tavır almış, çiçeği burnunda FKF Başkanı Zülküf Şahin*, işgâli kınayan demeçler vermişti. Örgüt içi siyasî rakiplerimiz işgâle karşı çıktığına göre, bizim de otomatikman işgâli desteklememiz gerekiyordu.”

    * Zülküf Şahin, İsmet Özel’in “Muş’ta Bir Güz İçin Prelüdler” şiirinde “Kargalar Muş’un ve mezarlığın uğultusunu tartarken kanatlarıyla / Evine bir kumru tadı bırakarak / Zülküf’ün anası düşünmektedir” dizelerinde bahsettiği kişi olabilir. Böylece edebiyata da bağlamış olduk :)

  • eyy musluman kardesim;
    elestiri duyarliligin simgesi ise de artik biraz da yapici bi tutum izlemenin zamani gelmedi mi demekten kendimi alamiyorum..mesela bu yaziyi okuyup hak weren her birimiz acaba kendimize peki ama biz elimize bir tas alip ta koyuyor muyuz diye sormali..
    28 subat ile baslayan yazina en iyi orneklemeyi istifa ed(ttiril)en komutanlarla wermek isterim..noksanliklari olsada bu allahin izni ile bir surec, we hayal ettigin sonuclara ulasmak icin gerekli olan sabir we azim zannimca..

  • yazıdan müslümanlık kavramını çıkardığınız anda geriye bilinen, onaylanan nerdeyse her sol çevrede dile getirilen solcu argümanlar kalıyor. dümeni müslümanlıkla sancağa kırmak ne sağa ne sola sapılmadığının açık göstergesi heralde.

    peki bu tutumu soldan farklı kılan nedir? düşüncenin ve eylemin islamın içinden yorumlanması. eyvallah. ikinci soru şu o halde. hangi islam? sadece allah ile kul arasındaki bağı temsil eden islam mı yoksa siyasi ve sosyal bir alan olarak islam mı? ilkini şimdilik bir kenara koyalım. islamın kendine ait hukuk kuralları, devlet anlayışı vardır. aynı zamanda islamın toplum içindeki insanların birbirlerine karşı nasıl davranılacağı hakkında da oldukça fazla görüşü vardır. peki bütün bunlar yukarıda yazı sahibinin anlattığı argümanlarla uyuşuyor mu? işte bu şüpheli.

    ne gelirse allahtan gelir diyen, bu dünyada kötülük yapanın cezasını öte tarafta çekeceğine inananlardan mantıklı bir adalet duygusunun gelişmesi bir hayli zor. üstelik şeriat hukuku ile dişe diş, kana kan düsturunun egemen olduğu yerleşik bir adalet anlayışı var iken.

    peki emeğin değil de sadakanın, fitrenin, zekatın yüceltildiği islam toplumuna ne demeli. fakirlere yardım adı altında kapitalist sistemin daha da yerleşmesini sağlayan, bize “şükür halimize” dedirterek haksızlıkları görmezden gelmemize sebep olan islam toplumu. kadin-erkek ilişkilerini geçiyorum, malumunuz.

    bu şartlar dahilinde sağlıklı bir müslüman siyasi muhalefetin oluşamayacağı inancındayım. akp’nin kapitalist tutumlarına muhalefet etmek ne kadar yerindeyse de, bunun müslümanlıkla birleştirmeye çalışmak bir o kadar saçma.

    inananlar ve hatta bütün islam alemi kendi özeleştirisini vermeli artık. avrupanın ta orta çağda reform adlı süreçle kurtulduğu dinin siyasi ve sosyal alanından, islamiyet de kurtulmalı. islam bu haliyle engizisyon mahkemeleri gibi bir kafirlik anlayışı, skolastik eğitim gibi bilimden ve gerçeklerden uzak bir eğtim anlayışı ve şövalyelikten farklı olmayan cihat ve şehadet anlayışına sahip. bunların defedilmesinden sonra solculuk oynanabilir ne diyebilirim ki.

    kuran’dan sevdiğim bir örneği vereyim de daha anlaşılabilir olsun. ” gözleri vardır görmezler, kulakları vardır duymazlar, onlar ki kalpleri mühürlüdür” her ne kadar benim gibiler için söylenmiş olsa da feyz almakta yarar var. mührü azıcık gevşetin. farkına varın.

  • Sitenizi beğendim teşekkürler

Leave a comment