Ağu
17
2011

Geldi Mübarek Ramazan, Coştu Uydurma Hadisler | Metin Önal Mengüşoğlu

Sahtekârlığın Allah’a ve ahret gününe iman meselesini de kapsadığı nazik dönemlerden birisi kuşkusuz mübarek Ramazan ayıdır. Buna sonradan ihdas edilmiş kimi kutsal gün ve geceleri de dâhil edebilirsiniz. İstismarın, duygu sömürüsünün tellalları, zihin ve kalplerini boş buldukları ahalinin üzerine hücum ederler. Yalanın, aldatmanın bini bir paradır artık. Tabir caizse piyasa Müslümanlığı borsa rekorları kırmaya başlar. Televizyonlar, öteki basın yayın araçları inanç simsarlığına soyunur. Vücut dillerinden akan düzenbazlığı gizlemeye ihtiyaç bile duymaksızın, içinde Allah ve elçilerine bolca iftira, yalan, katma bulunan menkıbe ve masallarla zaten asırlardır kış uykusuna yatmış bulunan zavallı dindar kitlelerin uykularını daha da uzatmaya çalışırlar. Kendileri dünyada bu işten para ve şöhret, ahrette de vebal kazanırken, ahaliye her iki cihana da maalesef eli boş dönmek düşer. Yalnızca aldatanı suçlamak doğru değildir; elbette aldanan da önemli ölçüde suçludur.

Bir tv. Kanalında Kâbe’den canlı yayın gösterisi sırasında spiker ile yanındaki tur operatörü konuşuyor ve tavaf eder gibi Kâbe etrafında dönüyordu. Operatör hac ve umre organizesi yapan şirketin yetkilisiydi. Ağzı laf yapan, Arapça da bilen, ayetleri asli diliyle okuyup Türkçeleştiren bir birikimi de var görünüyordu. Şöyle bir sözü Son Peygamber’in hadis’i olarak aktardı: “Yarım saat zarfında Kâbe etrafında tavaf ederek, on dakikada da iki rekât namazı eda edenin bütün günahları affolunur.” Siz olsanız ne yapardınız? Peygamber sözünün sahihliği hususunu mu araştırır yoksa bu şirketin, böyle bir hadis’e inanacaklar bulundukça asla zarar etmeyeceğini mi düşünürdünüz?

Elimizdeki örnek yalnızca bundan ibaret bulunsaydı, mesele yoktu. Onu bir biçimde eleştirir, itibarsızlaştırır, halkı tekrar aldatmasına mani olurduk. Gelin görün ki hem televizyonlar hem öteki medya organlarının hemen tümü kendince din veya ramazan sayfaları, programları düzenliyor, seyirci ve okuyucusuna hizmette sınır tanımadığını gösteriyor. Bu alana

öyle canhıraş biçimde atılıyorlar ki, ramazan veya din programcılarını açık artırmaya çıkartıyor, filan ağlatıcının önümüzdeki yıl falan kanal veya gazetede okuyucu/ seyirci huzuruna çıkacağını bir yıl önceden ilan ediyorlar. O malum ağlatıcılar ise, sanki doğrudan Allah’ın, bilemedin Allah elçisinin meclisinden gelmişçesine rahat, kendinden emin, bütün kaygılardan arınmış bir dil kullanıyorlar. Doğru düzgün bir kaynak gösterme ihtiyacı hissetmeden bazen Allah’ı çokça da Peygamberi söylemediği sözlerle konuşturup duruyorlar.

Üzerinde düşünmek, konuşup tartışmak isteseniz, bu meselelerin tartışma konusu değil iman konusu olduğunu söyleyerek kolay yoldan sizi susturmaya çalışırlar. Acaba Müslümanların imana bir tahkik sonucu eriştiklerini bilmezler mi? Bilmezler mi tahkik etmek demek düşünmek, tartışmak, araştırmak demektir. Böyle yapacaklarına işin kolayına kaçarak, bugüne kadar kendileri gibi aldatıcıların aktara geldiği, söyleye geldiği ne varsa, hiç tahkik etmeden ola geleni meşrulaştırmanın yollarını ararlar. Bunu yaparken de her türlü hileye başvurmayı, sehven açık bırakılmış bulunan kapılardan içeriye çıkış yolu aramayı seçerler. Dindar çevrenin bir gazetesindeki şu ifadeyi başka nasıl açıklayabilirsiniz? Kanaat önderi halkına tavsiyede bulunurken özetle diyor ki; Peygamber her ne kadar niyet kalp ile yapılır diyorsa da siz yine dil ile yapın, çünkü efdal olanı böylesidir. Anlaşılan o ki yazara göre efdal olan mevcut uygulamadır, Peygamberin tavsiyesi değil.

Özellikle Peygamber sözü nakledilirken, insanlar nasıl bu kadar emin oluyorlar şaşarsınız. En muteber kitaplarda bile rastlamış bulunsanız, mademki Peygamberi konuşturuyorsunuz, burada bir ihtiyat dili kullanılmalı değil midir? Ayrıca aktarılan söz veya menkıbenin herhangi bir muteber kitapta yer almış bulunmasından daha önemlisi, elimizdeki İlahî Vahiy kitabına uygun düşmesi, makul ve maruf olması hiç mi düşünülmüyor/ gerekmiyor? Maalesef bu memlekette din bahsinin, Müslümanlığın konu edildiği seminer, konferans, kitap, tv programı, dergi, gazete yazıları topyekûn incelendiğinde çok vahim sonuçlarla karşılaşırız. Dehşetli bir vurdumduymazlık, aymazlık, endişesizlik, laubalilik egemendir genel havaya. Nasıl olsa hemen hesap soracak bir merci yoktur. Ayrıca Müslümanlıkta din adamı sınıfı da bulunmuyor. Herkes kendisini dininin adamı olarak görmekte hürdür. Öyleyse herkesin önünde muazzam bir açık alan mevcuttur. Koşturan koşturduğu kadar mesafe almaktadır.

Bahsi geçen etkinlikleri izleyenler her gün onlarca bazen yüzlerce uydurma hadis işitmeye, okumaya hazır olmalıdır. Kur’an’a katkı ve ondan eksiltme yapmak kolay değildir. Ama hadis sahası bomboştur. İsteyenin istediği gibi at oynatmasına da müsaittir. Bir ikincisi, asırlardır Kur’an’ı nesnelleştirip onu halkın nazarından uzaklaştıran bir zihniyetin egemenliği vardır halkların üzerinde. Ve bütün mantalitesini hadisler üzerine bina etmiş bir kolektif meşrebe mensuptur insanların çoğu. Bu topluma hadis söylemek, insan avlamanın kolay giriş kapısı haline gelmiştir.

Hangi hadis sahihtir, hangisi zayıftır sorgulamasını halkın yapamayacağını ileri sürerek, işittiği söze eğer hadis denilmişse, onun üzerinden zihin yürütmenin, ona eleştirel bakmanın vebaliyle de korkutularak, dinleyen ve izleyenlerin önü iyice kesilmektedir. Yani hadis’i uyduran yahut uydurulmuşu nakledenler hadislere bakma, onları anlama usulünü de tekellerine almışlardır. Bu durumda halk tam bir kıstırılmışlık yaşamakta ve söylenenlere inanmaktan gayrı bir açık kapı bulamamaktadır. İşte medyayı kışkırtan da halkın bu kaderci, mütevekkil tutumudur.

Allah’ın her türlü ayetini bile ancak düşündükten sonra benimsemeye çağrılmış müminlere kim, ne zaman, hangi tarihte hadis denilen sözler üzerinde düşünmeyi, tartışmayı, zihni faaliyette bulunmayı yasaklamıştır? Besbelli ki yukarıdan beri kendilerini tanıtmaya çalıştığımız simsarlar, geçmiş dönemlerde de mevcuttu. Ve bu hal onların ve benzerlerinin eseridir. Tarihte elindeki mahsulü pazarda satılmayınca bizzat o mahsulle alakalı hadis uydurarak, halkı aynı ürünü tüketmeye teşvik edenlerin bizzat itirafları yok mudur?

Simsarların şerrinden kurtulmanın en doğru yolu hadis okumak ve dinlemek yerine siret okumaktan geçer diye düşünüyorum. Yani Allah Elçisi’nin hayatını sıhhatli biçimde anlatan siret kitapları okunduğunda zaten O’nun hadis’leri de bağlamı, var olduğu ortamın öyküsüyle beraber öğrenilecektir. Siret kitaplarından birkaç örnek vererek sözü bitirelim. 1) İslam Peygamberi; Muhammed Hamidullah. 2) Hazreti Peygamberi Doğru Anlamak; Prof. İbrahim Sarmış. 3) Hz. Peygamberin Hayatı; Prof. Celalettin Vatandaş. 4) Hazreti Muhammed Mustafa; Muhammed Heykel. 5) Kur’an’a Göre Hz. Peygamber’in Hayatı; M. İzzet Derveze 6) Asr-ı Saadet, Tercüme: Ömer Rıza; Mevlana Şibli, Süleyman Nedvi, 7) Üç Muhammed; Mustafa İslamoğlu, 8 ) Arkadaş Muhammed; İhsan Eliaçık. 9) Özgürlük Peygamberi Hz. Muhammed; Abdurrahman Şarkavi

1 Comment+ Add Comment

  • Bir çok tarikatler gibi kapitalizmde insanlara kolay olanı sunar. İki zihniyette paketler sunar insanlara. Tarikatlerde kendi benzeri tarikatlere aşırı bir karşı çıkış göremezsiniz çoğunlukla. O da iyidir bu da derler ama bizimki daha iyi(seçmek önemli derler). Piyasa da böyledir. Bizim program kabe manzaralı sizinki değil.Seçmek önemli!

    Seçmek ama paket seçmek hazıra konmayı seçmek. Tefekkür etmemeyi seçmek.

    Kapitalizm ekonomik düzenle birlikte bir zihniyet operasyonudur aslında. Küresel kapitalizmin kolları o kadar geniştir ki dini bile paketler halinde pazarlayabilir. Önce insanlar Allah’ın kitabını anlayamayacaklarına inandırılır “Biz kimiz ki, hangi seviyelere çıkmışız ki, Peygamber sözünün sahihliğini araştıralım”

    Sonra da insanlara tv lerde “hoca efendi” paketleri sunuluyor. İnsan kolaya meyleder “sarp yokuş”la uğraşmamayı seçer çoğunlukla…Doğal olarak insanlarda bu paketlerden birini seçiyorlar. Kapitalist zihniyet kolaycıdır, hazırcıdır, zahmet çekmemeyi sever her şeyin paketlisi makuldür onun için dinin bile… Biraz olsun gayreti önermez. Biz hazırlayalım siz alın biz paketleyelim kapınıza teslim edelim tuşa tıklayın “hoca efendi” anlatsın. Hoca efendiler bolca “geçmiş günahların kolayca nasıl affedileceğini” anlatsın sizde bunlardan birini seçin. Üzümünü yeyin bağını sormayın. Kaynağını, doğruluğunu sorgulamayın. Siz zaten anlamazsınız adamlar senelerini vermişler bu işlere….

    Bu zihniyet dönüşümü yeni değil elbette ancak gitgide kökleşiyor ne yazık ki…

Leave a comment