Ara
24
2010

Sol İlahiyat Tartışmaları Pratik Boyuta Evrilmelidir

Her şeyden önce sol ilahiyat tartışmalarını olumlu bulduğumu söylemeliyim. İlahiyat kavramının İslam ya da İslam düşüncesi için uygunsuz, problemli bir kavram olduğunu bir kenara not ediyorum. Özellikle “sol”la birlikte anıldığında İslam’ın ilahiyat çerçevesinde tanımlanmasının ona haksızlık eden, onu eksik, dezavantajlı bir konuma iten bir tanımlama olduğuna inanıyorum. Fazlasıyla maneviyatçı, fazlasıyla hayatın dışında ifade ediyor İslam’ı.
Sol ilahiyat tartışmaları olumludur çünkü her şeye rağmen insanlığın zulme başkaldırı niyeti sürmektedir. Sosyalizmin muhalefet dili malumumuz. Önemli kavramsallaştırmaları muhalif hareketlere armağan etmiştir. Küresel kapitalizmin nefislerin arzularını daha sistematik bir şekilde putlaştırdığı bir çağda ezenlere ezilenlerin yanında yer alarak karşı koymak her şeyden önce her türlü takdirin ötesindedir diye düşünüyorum.

Burhan Sönmez’in içli değerlendirmelerine rağmen İslam’la sosyalizmin teorik olarak aralarını bulma çabalarını doğrusu fazla gerekli bulmuyorum. Bilemiyorum belki de durduğumuz yerden dinin boş bıraktığı anlam alanını muhataplarımız kadar hissedemiyor olabiliriz. Dilek Zaptçıoğlu’nun rezidans-gecekondu ikilemi çerçevesinde yaptığı değerlendirme, göstermeye çalıştığı çelişki üzerinde daha çok durmaya değer bir yöntem gibi geliyor bana.

Hangi kanatta yer alırsa alsınlar, İslam’la sosyalizm mukayesesi teorik olarak fazla bir karşılık üretmeyecektir. Karşılık üretecek olan şey İslamcılarla sosyalistlerin sahada ne yaptığıdır.

İslam’ın yüzyıllardır Emevi anlayışı ile kitlelerle buluştuğu gerçeğinden yola çıkarsak onu hayata dokundurup asli şekliyle anlamamızı sağlayan Ali Şeriati’ye çok şey borçlu olduğumuzu görürüz. Zaten bu tartışmalarda sosyalist yazarlar da en çok Ali Şeriati üzerinden ve onun bu çerçevede öne çıkardığı Ebu Zer örneğinden hareket ediyorlar.
Kapitalist saldırı ve kuşatmanın devasa boyutlara vardığı günümüzde İslam’ın devrimci karakteriyle Sosyalistlerin ittifak yapması benim için güzel, hoş bir buluşmadır. Bu karşılaşmadan Sosyalistler için bir hidayet çıkarmak zorunda hissetmiyorum kendimi. Her insan kendi imtihanını yaşar ve eğer Allah dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı. O’nun yapmadığını yapmayı kendimizde bir hak olarak göremeyiz.
Özgür Eğitim-Sen ve TOKAD adıyla “1 Mayısta Küresel Kapitalizme Karşı Küresel İntifada” sloganı ve Beled Sûresinin 13. ayetini “Kölelere Özgürlük” pankartıyla Tokat’taki 1 Mayıs yürüyüşüne taşıyan eylemliliğimizin, pratiği öne çıkarması bakımından sol ilahiyat tartışmalarına teorinin yanında pratiği işaret eden önemli bir teklif olduğuna inanıyorum. İslam’ı hayata dokunan, halkın acılarına merhem olan; yasaklanan dillerin, sömürülen emeklerin, yok sayılan kimlik ve inançların dili olabilen bir kurtuluş ve özgürleşme çığlığı olarak, herkes için fiili bir durum yaratan eylemliliklerimiz, tartışmayı bu tavrıyla esasen başka bir boyuta çekmiştir.
Asgari ücret köleliğine karşı çıkan, HES yağmacılığına direnen, TEKEL direnişine destek veren İslamcı bir karşı duruş bu tartışmalara “sahadan” önemli bir katkı sunmaktadır bence. Dergi sayfalarından, internet sitelerinden hayatta karşılığını bulması gereken bir sürece evrilmeli bu tartışmalar. Karşılıklı bir hidayet dayatmasında bulunmaksızın tabii akışına bırakacağımız bir “birlikte direnme” pratiği üretilmelidir.

(Ahmet Örs, Özgün Duruş, 24.12.2010)

No Comments+ Add Comment

  • ayet: “kölelere özgürlük” diyor. pekala, öyle gerekiyor olsaydı: “dindar kölelere özgürlük; öbürünü boşver!” biçiminde söylenebilirdi. peki, böyle söylenmediği halde neden öyle anlaşılmak isteniyor ya da 'o bile' hayata taşınamıyor? sanırım tam da işaret buyurduğunuz emevi egemenlik dilinin “din” olarak algılanışının ta Ali Şeriati ve o damarın öncüleriyle gün yüzü görmesine değin sorgulanmamış oluşundandır. bugün bu soruları soran gençliğe karşı da, “gençlerin imanını sorularla çaldılar” ön alma çabasıyla 'hes' duvarları kurulmaya çalışılıyor.
    adı “kerim” olan bir kitabın temel çelişkiye (ezen-ezilen) göz kapadığını ima edebilmemiz için, “sevgili Şuayb'ın salatını” da hasıraltı edebilmek lazım; hani mülkümüz üzerinde dilediğimizce tasarrufta bulunmamıza engel olan salat…
    bu durumda sağ, statükoya, Allahın kulları üzerinde egemenliğe kaşılık geliyorsa ve sol, ezilenlerden, kölelerden, alttakilerden, zaaflı ve zayıflardan…yana olmayı ima ediyorsa; islam ezilenlerden yanadır demekten çekinmemek lazım. seni seviyoruz özgür sahne…

Leave a comment