Ağu
9
2011

Fakir edebiyatı yapmak – Tarık Tufan

Yoksullara ilişkin cümle kuran insanların boyunlarına vurulan bıçaklardan biri de “fakir edebiyatı yapmak” ifadesi. Zengin edebiyatından ne gördük lan! Dünyanın en onurlu, izzetli adamları sokak satıcılığı yapan adamlardır. Çocukları için, kadınları için, anaları babaları için şehrin kalabalık meydanlarında, ellerinde tuttukları, tablalarına dizdikleri, el arabalarına koydukları öte beriyi satmaya çalışan adamlardır. Başlarını sokacak bir yer bulamadıkları halde; çalmayıp, çırpmayıp sokaklarda bazen kaçarak, bazen düşerek bir şeyler satan adamları her gördüğümde izzetli olmak ne demektir anlıyorum.

 

 

28 Comments + Add Comment

  • Cezmi Ersöz varyantalarından alıntı yapmaya devam edilecek galiba. Sırada kimler var?: Esra Elönü, Selahattin Yusuf,????..

  • “Zengin edebiyatından ne gördük lan!” Bir kısmını sayalım üşenmeden Gece yarısı radyo programları, Şan, şöhret, Sırrı Süreyya ile ekran kardeşliği, Meksika Sınırı, bilumum belediylerde kült programlar, kekeme çocukluktan istifa, ve fakirlere ilgi rüşveti yahut fakir edebiyatı. Zaten bunlar çok Amerikan şeyler. Yeni modayı oradan izlemekte fayda var.Julia Roberts, Angelika, Richard bilmem ne… Lan için bir çift laf: Bu bile yapay fena halde Yusuf hayaloğlu kokmakta yyyy))))

  • Murat Menteş, Tarık Tufan gibi post-İslamcı popüler figürlerin yoksulluk merkezli bir şeyler söylemeleri, sosyal adalet meselesini fark etmeleri ve buna yoğunlaşmalarının fıtrî bir durum olduğunu düşünüyorum. Bu gibi tipler hayatları boyunca adalet merkezli siyasal bir mücadelenin içinde bulunmuş, özgürleşmeci bir siyaset için çaba sarf etmiş değillerdir. Şu anda yoksullardan söz ederlerken de bu bağlamda bir şey yapmıyorlar, İhsan Eliaçık’ın da bu manada bir katkısı yoktur, ama yine de muhafazakâr, dindar okuyucu -daha doğrusu izleyici- kitlelerinde bir tuğyana ilişkin bir farkındalık yaratma ihtimalleri olumlu değil mi? Ben asıl Mustafa Celep’in bir şiirine getireceğim sözü, Celep bu isimlerin popülerlik odaklı, Said Ramazan’ı ve birçoğumuzu tedirgin eden fazlasıyla züppe tarzlarının tamamen dışında, şiiriyle yaşadığı günün vicdanı, ezilen halkın isyanı olabilen bir isim.

    [B]BEN FAKİR EDEBİYATI YAPMAK[/B]

    Oturdum sofraya
    Elimde kaşık
    Ekmeği ağzımda çiğnemeye başladım
    Halk için bir kavgada kazandığım ekmeği
    İki elimle bölüp anneme veriyorum anne al birini sen ye
    Kümesin kapısını kapamayı unutma
    Unutma kedilere kemik kaynatacaksın
    Köpeğe suyunu ver ama unutma
    Unut köpekleşen insanları
    Kendini kavi tut.

    Unut gitsin halkın üzerine bulutlar gibi çöken
    Tiranları tiranları tiranları
    İt kadar aklı yok firavunları
    Elindeki baltayla devir.

    Kardeşim ayrı
    Ayrık otları gibi
    Kardeşim derin uykularda
    Yüzeysel uykularda kardeşim
    Kardeşim kendi karanlığında ve
    Sanal çarpışmalarda.

    Bana hakikat gibi yüzünü göster sevgilim
    Hakikat kadar seveyim perçemini.

    Kalabalık yok halk var
    Ben fakir edebiyatı yapmak
    Bereketli topraklar üzerinde
    Halk ekmek fırınına koşarak
    Basarak betonlara
    Hırçın, sert, kanla sulanmış toprağa basarak
    Türkiye üzerinde oyun oynayanların
    Hınçla ve hınçla ve hınçla
    Oyunlarını bozarak
    Bozarak işbirlikçi
    Düzenini batı yardakçılarının
    Capcanlı bir öfke bir çığlık gibi
    Yırtarak damarlarını
    Fakir edebiyatı yapmak istiyorum.

    Kalktım bir hamle bir hışımla sofradan
    Senin omuzların kadar gerçek
    Çehren kadar aydınlık ve arı
    Kalktım korkunç
    Sofralarından halkın.

    Korkutarak tiranları
    Yalanları, işkenceyi, komayı ve şokları
    Karaborsaları, asgari ücreti, ‘lüküs yaşamayı’
    Karanlık odaları, pankartları, sömürü düzenini
    Denize bakan otel odalarını, sloganları
    Korkutarak korkutarak korkutarak
    Fakir edebiyatı yapmak ben
    Konuşmak zulumları.

    Haksızlığı konuşmak, protestoları
    Halkın üzerinden mitralyoz gibi geçen
    Patronları konuşmak
    Kızlarını kadınlarını
    Paralarını konuşmak, zehirli ve yutkunarak
    Mideye inen paralarını ve kahkahaları
    İslamcılarla alay eden solcuları konuşmak
    Plazalarda göbekli islamcıları
    Sahillerde güneşlenen, uyumlu ve serbest
    Burjuvaları konuşmak
    Ne de uyumlu ‘her şey yolunda liberalleri’.

    Kirin pasın içinde kömür karası
    Otogardan iner halk otobüsüne biner
    İşçileri konuşmak, halkın işçilerini
    Bitlenmiş çocuklarını onların
    Konuşmak konuşmak konuşmak
    Halkım için fakir edebiyatı ben
    Fakir edebiyatı yapmak istiyorum.

  • El hak doğru noktalara temas etmiş Salih Kutluer. Bazı meseleleri tefrik etmiş. Ama bence yanılıyor: Menteş Tufan sol piyasadan pay/fey/caize derdinde. Muadillerinin bizim mahallede olduğu gibi,: Mesela Emrah Serbes başörtü hikayesi yazar saadete değinir. Uyurlulak malum vaka. Mustafa Celep’i onlarla kıyaslamak doğru olmaz< Bu şiirin meselesi güzel ama iç bütünlük sorunu var Bir yerde Bünyamin Doğuer gibi, konuşuyor bir yerde Hakan Arslanbenzer gibi.Bazı yerleri TOKAD velhasıl Ahmet Örs gibi. Bazı yerler ise Osman Özbahçe. Hasılı kendi sesini bulabilmiş bir şiir değil. Duyarlılık in şiir out fazla biçimci olmadık herhalde. Hakikat meselesi somutluk karşısında lüks kalmış. Şeriati karşısında Seyyid Hüseyin Nasr gibi..

  • Evet o var. Köroğlu şiiri, Battal Gazi şiiri, Yunus Emre şiiri gibi son dönem şiirlerinde de söz konusu olan Türkiyeci vurgu, halkın aleyhine olan bir zulme ait olmasına karşın kullandığı ve İsmet Özel>Özbahçe>Arslanbenzer hassasiyetiyle ortaklaştığı yer: Türkiye toprakları gavur kovulup vatan kılındı, İstiklal Marşı bunun beyanıdır hikâyesi. Celep kendisini ezenlere karşı bir mücadeleye konumluyor, bu önemli. Bu anlamda mücadeleci şiir yazmaya çalışıp ancak kafasındaki karmaşayı ortaya koyabilen bir ismi, Ali K. Metin’i ve özel olarak Pis Kan kitabını anabiliriz. Sivillik, demokratlık, Türkiyecilik, meydanlar, La İlahe İllalah, zulme karşı çıkışın çelişkili bir muhalif sese dönüştüğü şiirlerle karşı karşıyayızdır ve genç sivillikle devrimci İslamcılık arasında, misak-ı millicilikle evrenselcilik arasında çelişik bir pozisyondan konuşur şair. Badiou resmi sanat ile militan sanat şeklinde bir ayrım yaparken iktidara yarayan ve iktidar tarafından araçsallaştırılan ululayıcı sanatsal yaratım ile iktidar alanında icra edilmekle birlikte denetimin dışında kalan ve mevcutu değil olacak olanı esas alan militan sanat arasında kafa karışıklığı yaşayan sanatçılardan söz ediyor. Celep’in duruşu militanlıktan yanadır bariz bir şekilde, halkçıdır, halkın aleyhinde faaliyet gösteren kapitalistlere karşı tavrı nettir, ancak iktidarın halka karşı uyguladığı bildik ezme işlemine ait kirli-kavramları kullanması onu militan sanat tarafına layıkıyla kaydetmeyi engeller. Ali K.Metin’e gelince, o söz konusu karmaşanın tam orta yerinde durmaktadır. Tabii sadece o değil, son dönem Türkçe şiirinde politik duruşu belirgin olan şairlerinin neredeyse tamamı. Bazı neo-epik şairleri, Ali Özgür Özkarcı’yı ve Ahmet Güntan’ı ayırarak.

  • Badio’nun sözünü ettiğim konuşmasına şuradan bakılabilir: http://www.schizostroller.com/?p=975

  • Sosyal adalet tartışmalarının/söylemlerinin bir ucundan tutmak elbette olumlu bir şeydir ancak bunu devrimci bir zeminden, siyasal bir mücadele hattından kalkarak değil de yükselen ve ilgi gören bir söylemden nasiplenmek bağlamında yapmak kötü, söylemleri de yaralayan bir şeydir.
    Nerden anlayacağız peki niyetleri; anlamak için çok sayıda kıstas bulunabilir. Her zaman yoksullar için, ezilenler için tavır üretirsin, çılgın neoliberal hükümete tavır alırsın, grevlere, boykotlara katılırsın, kemalizme de, ekonomik sömürüye de birlikte tavır üretirsin… ve birçok şey.
    Yükselen söylem sistem içinde postmodern bir parça olarak kalıp da harcanırsa, sistematik bir muhalefete dönüşemezse bilin ki bunlar yüzündendir.
    Çelişkiler devrimci mücadeleler için kalkış zemini olamazsa imkanlar harcanacaktır. Popülerlik kaygılarından azade esaslı bir ezilme pedagojisine muhatcız.

  • adam sanki kötü laf etti,yok ama illa sıkıştıracaksın tv ye çıktıda falanda..he sen ne yaptın sanki “post islamcı” falan filan,sayelerinde kitap okuduk.İslamcılar kim ,”parti broşürümü”,sol piyasayı mı,senin piyasan ne:)

  • Bence Sayın Örs’ün kurduğu ilk cümle doğru değil. Sorunu Devrimci zeminden tutan bir çok sol klik/mezhep/örgüt/akım/anlayış var. Dolayısıyla bu hattın “esas” sahipleri bunu yapmaktalar. Değişen toplumsalllığı, yapılanma biçimlerini en nihayetinde bugünün sekr halindeki insanlığını yakalayacak bir dil olmalı. Bu dilin de kanaatimce özgün İslami dil/kavramlar ekseninde yapılması gerekiyor. O nedenle kısa ve orta vadede işe yarasa da kapitalizmi onun muhalifi olan solun dili ile eleştirmek yahut gelenekçiler/katşolikler diliyle eleştirmek sıkıntılı diye düşünüyorum. Mesela son zamanlarda bizim mahallede çokça kullanılan- haklı yanlanırını bir yana bırakarak- neoliberalizm meselesi solun yetmişlerin sonundan itibaren kullandığı bugün ise biraz geri çekitiği -çünkü pan-kapitalizm- tabiri inşa edildi.bir kavram. Doksanlı yıllardan itibaren İslamcı piyasa bir önceki dönemin liberalizm tartışmaları ile sivil toplumculuk vs. üzerine eleştirel dil üretmeye çalıştı. Nihayetinde buradan pek bir şey kalmadı.O nedenle hem hattı hareket hem de hattı düşünce konusunda ayrıntı,özgür üniversite vs… yayıncıların taşıdıkları kültürün bir boyutundan İslamcı bir karşı çıkış üretilemez diye düşünüyorum. Katkılarını erteleyerek…
    Niyetleri biz bilemeyiz elbette.Cehennem yolu iyi niyet taşlarıyla da döşenmiş olabilir… Grev, boykot bugünün sendikal dünyası bakımından tıpkı protesto mitingleri gibi çok anlamlı değil. Sokağın bu şekilde kullanımı da aslında neoliberal dönemin hakim tasarımının bir parçası. O bakımdan bunları daha iyi tefekkür etmek lazım. Keamalizme ve sömürüye tavır alan Troçkistlerden bir farkın olması lazım değil mi Müslümanların tavrının?
    Ah çelişkiler… Kabrinde uyuyan( Sünnilere göre mengenede sıkılır gibi sıkıştırılaarak azap üstüne azap çekerek aldığı Cehhennem bileti için antreman/hazırlık yapan))) Marksın körgörüsünden bir devrim rüyası çıkaranların beklentilerinin aksine bizzat Kapitalizmin yaratıcılığını artttıran bir unsurdur ..
    Her neyse..

  • 1. Yukarıdaki alıntı bir edebiyat metni değil, bir facebook iletisidir. Bunun üzerinden yorumlar yapıp, kimi edebi metinlerle ve kişilerle kıyas yapmak en hafifinden “vurmak için çaba kollamak”tır.

    2. Hakkımda söylenen şeyler bir şahitlik değil de sui zanlardan menkul ifadelerse hangi ahlaki düstürdan hareketle söyleniyor?”Fakirlere ilgi rüşveti, Şan, Şöhret diyen arkadaş mesela bir evim olmadığını mesela hayatımda çalışmadan bir ay geçirmenin mümkün olmadığını biliyorsa bundan utanabilecek midir?

    3. Sahiden aynı mahallenin evlerinde komşuluk ettiğimizi düşünüyorsanız cümlelerinizi kurarken öfke ve hakaretle değil de, bir parça olsun merhamet ve hüsnü zanla davranmanız gerekmez miydi? Sırf televizyonda göründü diye bir adam hakkında her şeyi söyleme hakkını kim nereden görüyor? Sizinle aynı şeyleri söylemek zarureti mi vardır bu hayatta!

    4. Sırrı Süreyya’yla program yapmak, Meksika Sınırı programını yapmak nasıl bir sapmaya karşılık geliyor ki bir aşağılama vesilesi olarak sunulmuş? Bunlar benim için utanmak değil bilakis iyi şeylerin içinde olmak anlamına geliyor.

    5. “Bu gibi tipler hayatları boyunca adalet merkezli siyasal bir mücadelenin içinde bulunmuş, özgürleşmeci bir siyaset için çaba sarf etmiş değillerdir” diyen Sayın Salih Kutluer benim hayatımda nasıl bir birliktelik kurmuş ki bu fikre sahip olmuş? Mesela bunun tersini öğrenirse benden helallik isteyecek midir?

    6. Sola öykünme / yaranma söylemleri Tasfiye Dergisi adı altında kurulabilecek cümleler değil, kahvede adam harcamanın basit cümleleridir.

    7. “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” Hucurat 12

    8. Eğer bizim mahallenin merhameti ve kardeşliği buysa, buyrun size kalsın kardeşim.

    • Tarık Tufan ı pek okumuş değilim… Bir kaç şiirini… Koşarak kitabını daha bitirmiş de değilim… Ama iyi iş çıkartıyor… Kafelerde kaoybolmuş edebiyatcıyım zannından ahkam kesen leri.. tarih hatırlamıyacak… edebiyatçı en az yaşarken bir ses vermeli… Bunuda Tarık Tufan vermiştir… Başarmıştır demiyorum çünkü başarmak için olsaydı her yanından riya dökülürdü… Ama dökülen sataşanlar malesef…

    • Sizinle bir yazimi paylaşmak istiyorum ins. Mail adresinizi verebilir misiniz?

  • 1)Bir durumu konuşmak için bir söyleşiden kitaba kadar uzanan alıntılar üzerinde durulmasının sakıncası olmasa gerek.Örneğin son dönem filmlerinde egemen olan tema ile Uzak İhtimal arasındaki yakınlıklar üzerinden de gidilebilirdi. Sizin hem metinlerinizi söyleşilerinizi, programlarınızı ve imza günlerinizi ucundan kıyısından dikkate alan bir dikkatin sonunda bu tarz yorumların yapıldığını bilmenizi isterim. Akademide olsa Kenan Çayır’ın yapmış olduğu doktora tezinin biraz daha ayrıntılısını “İkibinlerin Popüler kültürel iklimi ” üzerinden okumayı deneyen birkaç çalışma içinde mutlaka sizin de ihmal edilemez yeriniz olurdu. Elbette sayılan sayılmayan diğerleri ile birlikte.
    2) Yorum üzerinden yapıldığı için sert olan hususlar yada haddi aşan noktalar olabilir.Sanırım bu bahiste söyleşileriniz ve kitaplarınızdan hareket edildiğinde belli bir yorum için epey mevzu olduğu görülür. Şayet buna rağmen su-i zan sözkonusu ise haksız olduğumuz ortada. Hellalik dilememiz gerekir. Ev meselesine değin uzanmak doğrusu aklıma hiç gelmezdi. Benim de yok ortak bir noktalarımızdan biri.Ne güzel. İş meselesinde: Post endüsriyel dönemin güvencesizleştirmesi her alanda. Herşeyin söylenmediğini de hatırda tutulmalı.

    3)Öfkenin sebebi şudur: Dünya Vicdan Günü başta olmak üzere ikide bir “Vicdanın fıkhı olur mu”, sorusu üzerinden sıklıkla yinelenen ve hemen her söyleşide İslamcılığın bir halini sürekli diline dolayan bu topraklar bahsinin sembolik çağrışımları ile birlikte söyleşi sahibine dönük eleştirilerin de biraz haşin olması meselenin tabiatı gereğidir.
    4)Her şeyi söyleme durumu sizin içinde geçerli.

    5)Sırrı Süreyya ile program yapmak değil ilişki biçimidir eleştirilen..Kanıt için programlara bakmak lazım o biraz uzun. Yahut programlara yansımayan daha özel durumlara. Neyse uzun mesele burası. Buradan bakıldığında böyle görülüyor diyelim.

    6)Kapitalizme ilişkin oluşan durumları konuşmakla sola ilişkln oluşan durumları konuşmak aynı olduğu için adam harcama olarak görülemez. Ayrıca bu tabir hiç hoş değil.
    7)Zan meselesinde Kitabın Hakkını hatırlattığınız için teşekkür ederim.Burada susmalı/ Yanlış/haksız zanlarımızdan dolayı tövbe etmeli.
    8)”hakikat üzere acelecilik”ten kaynaklı sorunlar varsa bunlar için de özür dileyip hellalik istemek müslümanca davranmanın gereğidir. Hakkını helal et..
    9) Allah’tan korkarız . O yüzden bir daha sizi eleştiren yorumlardan kaçınacağım. Dava açacağım deseydiniz devam ederdim. Ama adalet konusunda Ömer kadar hassas terazim olmadığını sadece metinlerden hareketle kurduğum bağlantılar olduğunu bilmenizi isterim.

  • Burda bir noktaya değinmek istiyorum. Sevgili Tarık Tufan cevap verirken sanki olumsuz yorumlar Tasfiye’ye aitmiş gibi yazmış ancak burada o cevaplar Tasfiye’nin de çoğunu tanımadığı yorumculara aittir. Ayrıca Tasfiye, Tarık Tufan’dan yaptığı bu alıntıyı eleştiri için değil tam tersi bu konuda hemfikir olduğu için koymuştur.

  • Sayın Malikoğlu’nun yorumcuları dışlayan tutumunu esefle karşılıyorum. Tasfiye’nin tanıması ne demek. Aile arasında okunmaya yönelik birşeyler yazmakmış gibi bir tutum içerisindesiniz. bu dergiye laf olsun diye girip “dur bari bir de yorum yazayım” mı demiştir bu insanlar. fikirlerinde tenkit edilecek hususlar buluyor olmanız onlar bizden değildir demenizi iktiza ettirmez.
    bir iki laf da şu ev meselesi üzerinde söylemek istiyorum.. yani birikimlerini bu yöne kanalize etmek gerekirse başka harcamalarından feragat ederek bir ev sahibi olabilmiş birisi olarak arkadaşların yazdıkları dolayısıyla sahibi olduğu evden dolayı insanı suçluluk duyma psikolojisine itiyorlar. Allah imandan Kurandan ayırmasın.. saygılar

  • tarık kardeş, muaviye islamcılarının “fakir edebiyatı” diye yoksulların-mazlumların islamına saldırması yeni bir hadise değil. bin senedir böyle bu. boşver. 1000 senedir emevi islamını yaşamalrı rahatsız etmiyor. grev haram diyen müftünün cemaatidir bu. ancak bu kadar olur. sevgi selam..

  • İnsaf be! Muaviye gibi konuşanlar tarafından muaviye safına itilmek derim ben buna. Bini çıkarıyorum ikibin onbirden karşıma çıkan tarihte Hz. Ali yok. Muaviyenin artıkları var karşıt artıkları. Bunu bilesin yuvarlak konuşarak yalakalık yapma. Müftü kim ola ki, dinimizi onlardan öğrenelim bre erdem…. Fetva arayacak kadar mukallit değiliz.
    Bilakis yoksulluğun üstüne çöreklenenlerdir yoksulluk meselesini bihakkın kavramasına engel olanlar.Saymaya dilim varmıyor hangisini sayayım. Sen ilki değilsin bunu bilesin..

  • az önce iki üç başlığı okuyup kahrolup birinin altına yorum yapıp ‘eleştiri ve tartışma itikadımız aynı müşrikler gibi herkes üzerine alsın.’ demiştim,katmerlendi iyice. çünki ben bu adamın (tarık tufan’ın) o ağır cümleleri haketmediğine şahidim,ve şahid olduğu insanlar üzerine yapılan haksızlıkları görünce/duyunca insanın müslümanların bazı konulardaki müslümanlıkları hakkında net fikirleri oluşabiliyor.
    bunu en pragmatist müslümanlardan en tevhidi bilinç eksenli müslümanlara kadar artık biliyorum ki;
    çok kolay adam harcıyor herkes.çok kolay.çok.
    beyninizde fıldır fıldır dönen şeytandan cümlelere düşüncelere üç beş tv konuşması beş on radyo konuşmasını yapıştırıyorsunuz en fazla.sonra aman allah nasıl net nasıl kat’i yargılar. öyle ki insan kendinden şüphe eder. konuştunuz mu karşınıza alıp,hesap sordunuz mu! tarık tufan da dahil karşılarına geçip bağırıp çağırıp hakaret edip kavga etseniz bu kadar acıtıcı olmaz vallahi.
    yazıklar olsun.hepinize.hepimize.

    enes malikoğlu’na;
    cevap verirken sanki olumsuz yorumlar Tasfiye’ye aitmiş gibi yazmamış, aksine
    ‘..söylemleri Tasfiye Dergisi adı altında kurulabilecek cümleler değil, kahvede adam harcamanın basit cümleleridir.’ deyip tasfiye’nin duruşunu belirtmiş.cümleyi yanlış vurguyla okumuş olabilirsiniz.

  • Helal olsun Tarık Abi’ye!. Fakir fukaranın halinden anlıyor, ve hakları için kalem tokuşturuyor. Bravo sana Tarık Abi! Arkandayız.

  • siz konuşun bakalım klavye karşısında adam sizin için senaryo yazıyo film çekiyo siz klavye müslümanlığı yapın bakalım..

  • hımmm… film müslümanlığı mı desek.. ümitsiz vaka….

  • said ramazan sen şöyle bir hayatına bak bakalım ne yaptın “mahalle” için ? sonra sağa sola çamur atarsınız..

  • önüne gelen herşeyi/herkesi eleştiren insanlardan artık usandım… mahallenin çocukları… birbirlerine karşı da çetin davranıyorlar artık… iyice bilmedikleri şeyin peşinden gidiyorlar… azaların yanılacağını hiç düşünmüyorlar… nerede tevhid?

  • said Ramazan Allah için bu mallenin okul kapılarında hiç bekledinmi?

  • şöyle bişey mi ki?

  • said ramazan ! mahalle dışısın!

  • Biz birbirimizi böyle merhametsizce -en hafif tâbiriyle- eleştirirken nasıl müslümanlıktan, haktan ve halden anlamaktan bahsedebiliriz.Tarık Tufan ağabey kimseyi incitmemeyi arzularken onun böylesine incitilişi beni üzüyor.Vicdan sahibi herkesi de üzmüştür.Üzmeli.Bu tartışmaları bırakalım o yüzden.Bırakalım ki saflarda gene dirseklerimiz birbirine değsin.

  • Tarık Tufan’i azıcık izleyende okuyanda bilir ki kimseye yarama gibi derdi olmadığıdir. Hamd olsun barışçıl tavir takinan adamlar var hala, ama kendisi ve hatta Murat Menteş hakkındaki kusmuklarınız ancak sizi bağlar, bırakın da yazsinlar, cizsinler, meydan biraz da “güzel adamlar”a kalsin.

Leave a comment

FELAH KİTAP

ÖYB Kısa Film Yarışması

mülteci yüreğim vv - Kopya

Tasfiye 50

Tasfiye 49

Tasfiye 48

Panel Notları

Yazar Girişi

Tasfiye Arşivi

istatistik

  • 116Bugün okunanlar:
  • 908Aylık okunma:
  • 224211Toplam ziyaretçi:
  • 35Bugünkü ziyaretçiler:
  • 522Aylık ziyaretçi:
  • 43Günlük ziyaretçi:
  • 0Şu anda online olan ziyatçiler: