Haz
9
2011

Mümtazer Türköne’nin Tokat Konuşması

Memur-Sen’in davetlisi olarak konuştu Tokat’ta Mümtazer Türköne. Seçim sürecinde AKP’yi desteklemek için yapılmış bir program olduğu sunumlardan, salon çevresinde dağıtılan broşürlerden açıkça belliydi. Elbette herkes istediği partiyi destekler, ancak adil tutum takınmak vicdani bir zorunluluktur.

Salondaki kalabalığa ve o kalabalığın coşkusuna bakınca anlıyorsunuz ki dindar-muhafazakâr camianın önemli bir kısmı AKP’yi sorgusuz sualsiz destekliyor. Başörtülü hanımefendilerin çılgınca alkışlarda bulunması, Türköne’nin neredeyse hemen her sözünün doğru kabul edilmesi Müslüman zihninde yaşanan kırılmanın açık göstergeleri olarak okunabilirdi.

Klasik bir anti darbeci konuşmaydı. Türköne, generallerin darbeleri hanımları yüzünden yaptıklarını anlattı. Elbette darbe karşıtlığında Türköne’ye itirazımız yok ancak darbecileri, mesela 27 Mayıs darbecilerini sadece 38 çılgın/çatlak adam olarak görmesi, generallerin kılıbık olduklarından darbe yaptıklarını iddia etmesi kabul edilir laflar değildi, konuşma yer yer hafif bir edaya büründü ancak dindar kitle bundan rahatsız olmadı.

Türkiye’deki egemen ideolojik iradeyi yok sayarak bütün suçu birkaç çılgın subaya atmak hakikati saklamaktan başka bir şey olabilir mi? Kimse gerçeklerle yüzleşmek istemiyor. Bütün suçlu Kenan Evren ve evde eşlerinden darbe yapamadıkları için utanan birkaç general…

Dindar kitleleri demokrat, liberal, yer yer solcu aydınlarla eviren muhafazakâr kuruluş ve siyasetçiler kimliklerinden ve adil tutumlarından hareket edebilecek bir kitle yerine başkalarının yetersiz ve renksiz dilini kullanmak zorunda bırakılan ve o sebeple flulaşan garip bir topluluğun müsebbibi oldular.  

Sandıkta ne dersek onun olacağını, demokrasilerde halkın sözünün son söz olacağını iddia etti Türköne ve bu da beklendiği gibi kitleyi coşturmaya fazlasıyla yetti. 5 milyondan fazla insanı 620 liralık kölelik ücretine mahkûm ederlerken bunda halkın rızasının neye tekabül ettiğinden bahsetmedi Türköne. Milyonlarca insanın güvencesiz bir biçimde asgari ücret bile alamadan çalıştığından, bu tablonun hangi halk iradesinin son kaydı olduğundan da bahsetmedi.

Libya’ya, Afganistan’a asker gönderilirken, İzmir NATO’nun savaş merkezi olurken halkın bunlara ne kadar müdahil olabildiğinden, ne kadar kaale alındığından da söz etmedi. HES’ler ve nükleer için halkın kanaatlerinin neden sorulmadığına da değinmedi.   

Tokat’ta kendisini alkışlayanlarla birlikte bir rüyada idiler sanki. Sürecek olan istikrarla Tokat’ın nasıl büyüyeceği -büyümek ne menem bir şeyse- sorusuna cevap aranmadı. Tokat’taki sigara fabrikasının halkın talebiyle mi kapatıldığını sormadı mesela. Tokat’ın Milletvekili sayısının 7’den 5’e düşmesi, ekonomisi en kötüye giden iller arasında yer almasından da bahsetmedi. Kendisini alkışlayanlar da sormadı bunları.    

Büyük sermayenin ayak oyunları ile paranın dini imanı olmaz diyen muhafazakâr kapitalist iktidarın son bir yılda kapattığı yüz binlerce kepenkle ilgili olarak da halkın son sözünün ne olduğundan bahsetmedi konuşmacı, pek umurunda olduğu hissini de gözlemleyemedik.

Sivil anayasa büyülü bir tamlama olarak dindar kitleyi tesiri altına almış görünüyor: Değecek ve her şey hallolacak. Müslümanların referanslarında artık vahye yer yok: Bütün referanslar sivil anayasaya… Büyük bir trajedi, büyük bir çöküş…

Laiklik tartışmalarının bittiğini söyledi Türköne. Elbette laiklik ve rejim tartışmaları bitti. neden acaba? Muhafazakâr siyasetçiler sistemin değerlerini içselleştirdikleri için mi?

Türköne’nin konuşmasında kapitalist kuşatma, küresel kirli ittifaklar, yağmacı düzen hiç geçmedi. Üç çılgın generale indirgenecek bir sistem eleştirisi, kazanılacak Kürtler -burada efendi dilini hissettirdi- ve sivil anayasa… Hepsi bu…

Belki esas olarak Türköne’yi gazetelerinde, salonlarında bağırlarına basanların uzun vadede yapacakları özeleştiridir. O zaman altlarından kayıp gidecek zeminleri için ne düşünürler bilemeyiz.

2 yorum+ Add Comment

  • “Sivil anayasa” muhafazakârlar için gerçekten büyülü bir tamlama hâlini aldı.
    Mustafa Kutlu yaklaşık beş yüz sayıdır Dergâh’ın giriş yazılarını böyle başlıyor: “yeni ve sivil bir anayasa şart.”

  • neden hep acımasız eleştiriyoruz, iyi olana iyi demek, daha iyisini yapmaya çalışmak varken, 8 yılda yapılanları görmemek, ya daha önceyi bilmemek, yada menfaatlerinin elden kaçtığını farketmekle ilgili zannederim. 74 yılından beri siyasetle ilgiliyim, ancak bu günden hep daha kötü ve daha acıtan uygulamalar gördüm. el insaf diyorum… bu iktidarı asla savunmuyorum. tek dileğim bir an önce daha iyi bir kadro ile başka bir partinin, ama iddialı bir partinin cıkmasını sabırsızlıkla bekliyorum… bu milleti gerçekten tümüyle kucaklayacak, ayrılıkçılıkları tolere edecek, ve islam kardeşliği ile inanmayanları dahi kucaklayabilecek, hz. ömer adaletine yakın bir adil yönetm özlemin, yüce rabbim den tek dileğimdir. allaha emanet olun.

Leave a comment