Oca
13
2011

DIŞARIDAN İÇERİYE TOKAT ŞEHRİ NOTLARI

I. Göç : Göçebelik kalkmış değil. Modern dünyanın insanları, göçebelik kültürünü hayatlarında, farklı sebeplerle de olsa sürdürüyor. Artık biz bunun adına “taşınma” diyoruz ve aslında her gün taşınıyoruz. Ömrümüz taşınarak geçiyor; evden işe, işten eve… Dünyalık alışverişler de olmasa, kaçımız kendimize üçüncü bir adres ediniyoruz?

Kaçımız farklı sorumlulukları taşımayı göze alabiliyor, bunun üzerinde durmak lazım… Ama ben bu yazıya dahil edeceğim notlarda, düşüncelerimi başka noktalara odaklıyorum. Şehre. Yüzlerce kilometre uzağından, bir yabancı olarak, göçümü toparlayıp geldiğim Tokat şehrine. Böylece, siz Tokat’ta yaşayan biri olarak, şehre dışarıdan gelen birinin, yaşadığınız mekanlarda ne gördüğünü; ve siz, Tokatlılara hemşehri olmayan okurlar, farklı bir mekana dair ilk izlenimleri okuyacaksınız.
II. Geçmiş : Geçmişin izlerini insan hayatından silmek mümkün değil. Şehirlerin hayatları da, insan hayatına benzediği için, Tokat’ın geçmişinden kalan izleri, şehrin yüzünde hâlâ okuyabiliyorsunuz. Ve o yüzde bir şaşkınlıkla karşılaşıyorsunuz. Geniş caddelerin yanına sağlı sollu dizilmiş koca koca binalar, size yeniyi gösteriyor. Ama siz, saptığınız ilk arka sokakta, yüksek yapıların arasında büzüşüp kalmış geçmişi fark ediyorsunuz. Bu, keskin bir farklılık olduğu için şaşırıyorsunuz. Apartmanların gölgesinde kalan ahşap evler. Dış cephe kaplamalı binaların arasında kalan eski dükkanlar… Şehirleri anlatan belgesellerde buna “geleneksel ile modernin uyumu” deniyor ama siz işin aslında öyle olmadığını, Selahaddin Şimşek’in “Yan yana gelmekle beraber olunmaz.” mealindeki sözünden gayet iyi anlıyorsunuz.
III. İmkânlar : Tokat sakin bir şehir… Bu sakinlik, miskinliğe varıyor mu, şimdilik bilemem. Ama büyük şehirlerdeki imkânların burada bulmanız biraz zor. Bu zorluğu bir avantaja dönüştürür müsünüz yoksa sakinliğe kendinizi mi kaptırırsınız, bu da size bağlı. Sonuçta, büyük şehirlerde hayatı küçük alanlara sığdıranlar nasıl oluyorsa, küçük şehirlerde alanı genişletenler de öyle olacaktır. Bu, bir şehri değerli kılan en önemli unsurun, mekân ya da imkândan önce insan olduğu gerçeğini bir kez daha ispatlıyor sanırım.
IV. Son Yolculuk : Bu not, şehir merkezinin dışından, eski bir Gürcü köyünden. Galiba, şimdiki adı Gülpınar… Bu köye, başsağlığına gittim. Cenaze namazından sonra dikkatimi çeken birkaç şey oldu, aktarayım. İlki, tabutun taşınmamasıydı! Bu dünyadan göçüp, öteki dünyaya giden merhumenin tabutu, yan yana ve karşı karşıya dizilen insanların elden ele birbirine sevk etmesiyle ilerliyordu. Bir vagonun raylar üzerindeki seyrini düşünün, görüntü kafanızda daha net canlanacaktır. Bu, insanın son kez taşınması esnasında gerçekleşen farklı bir uğurlamaydı benim için; tabutu taşıyarak ilerlemek yerine, durduğu yerden tabutu ilerletmek. İkincisi, mezarlığa giden yoldaki tabelaydı. “Son Yolculuk Caddesi.” İnsan bedeninin toprağa taşındığı yola verilen ilginç ve bir o kadar da anlamlı bir isim. Üçüncüsü ise, yan yana duran iki mezar taşının yürüdüğümüz yola bakan kısımlarında yazan şu cümleydi: “Peşimizden geliyosun”. Sanırım “geliyorsun”daki “r” toprağa düşmüştü ama bu mesajı anlamamıza mani sayılmaz, öyle değil mi?

Tasfiye-9, Beytullah Emrah ÖNCE

Leave a comment