|
Bugünlerde, geçtiğimiz günlerde ölen ve Filistin direniş edebiyatında
ağırlıklı yeri olan Mahmud Derviş’le değişik zamanlarda gerçekleştirilmiş
söyleşileri, peş peşe, okuma imkânı buldum. 1983 yılında Yaba dergisinde
yayımlan söyleşisi, Cumhuriyet Kitap’ta yayımlanan söyleşişi, Hece’nin
Filistin Şiiri dosyasında yer alan ve üç söyleşinin harmanlanmasıyla oluşan
söyleşi ile Le Monde’da 2006’da yayımlanan söyleşi bunlar arasında
sayılabilir. Filistin direniş edebiyatında yabana atılamayacak bir yeri var
Mahmud Derviş’in; dolayısıyla bu ilgiyi şaşırtıcı bulamayız. Diğer yandan
bakıldığında bu söyleşiler toplamı bir tür “bilânço”nun ortaya çıkmasını
sağlıyor, yazarın nereden nereye gittiğini, şiirini, poetik algısını,
düşüncelerini, sapkınlıklarını gösteriyorlar. |
|
aldatılmış çocukluktu belki her şeyin
başı
kafalarımız kalplerimizden önce avuçlanınca
mahalle arası yerine kreşler kaderimiz
soğuk odaları kreşlerin, sert ablaları
asık suratlı anneler akşama şefkatsiz
ve durgun ırmaklar gibi babasız yemekler
bir içli saz var hüzünlü sesinde radyonun
hiçbir zaman yok artık annemize naz
çocukluğun billur sesi ah neredeydin
|
|
Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Siyah ve Karanlık” şiiri cumhuriyet dönemi
aydınlarının iç dünyalarını, hakiki duruşlarını resmetmesi bakımından
oldukça önemli ve güzel bir şiirdir.
Kaybetmiş ya da kaybettirilmiş bir kuşak olarak cumhuriyet aydınlarının
hapsoldukları anlamsızlık dünyasından yükselen bir çığlıktır “Siyah ve
Karanlık”. Pozitivist eğitim anlayışlarının harcadığı, vahiyden koparılmanın
ızdırabıyla ne yapacaklarını bilememiş olmanın verdiği ezikliklerle
geçirilen ömürlerin ağırlığına bu şiir bir cevap verir, bir kapı aralar.
|
|
 |